İMAM GAZALİ VE SABRİ FEHMİ ÜLGENER'İN MELAMİLİĞE YÖNELİK DEĞERLENDİRMELERİ
Author(s) -
Hakan Candan
Publication year - 2019
Publication title -
international journal of social humanities sciences research (jshsr)
Language(s) - Turkish
Resource type - Journals
ISSN - 2459-1149
DOI - 10.26450/jshsr.1303
Subject(s) - humanities , philosophy
It is a clear fact that religious doctrines and attitudes that shape the social sphere develop and advance through different branches. The changes that these branches undergo in themselves become part of this process. Particularly, the economic, political and social factors that the social sphere is exposed cause to change in some religious attitudes and behaviors. It also causes religious elements to be interpreted in accordance with those conditions. In particular, the understanding of mysticism and tolerance is also influenced by this process of change. These changes can be negative as well as positive. Melami culture is one of the areas where the effect of this change is seen. The main subject of this study is the change in Melami culture and its reflections in the social field. Firstly, historical development of Melami culture will be included. Then, the narratives of Imam Ghazali, one of the Khorasan Melamis, and his critiques of the Melami culture in his time, and the evaluation of the Melami culture formed by Sabri Fehmi Ülgener's understanding of humility and Sufism in Anatolia. Afterwards, the narratives of Imam Ghazali, one of the Horasan Melamis, and his criticisms of the Melami culture during the period will be given and Sabri Fehmi Ülgener's evaluation of the Melami culture formed with the understanding of humility and Sufism in Anatolia. Finally, the implications of these two thinkers will be compared between themselves. Thus, both Horasan Melami culture and Melami culture in Anatolia will be compared and the comparison of two thinkers that are different from each other in terms of geography and field of study will be made. Keyworks: Melami Culture, İmam Gazali, Sabri F. Ülgener. Journal of Social And Humanities Sciences Research (JSHSR) 2019 Vol:6 Issue:41 pp:2197-2205 Jshsr.com Journal of Social and Humanities Sciences Research (ISSN:2459-1149) editor.Jshsr@gmail.com 2198 1. GİRİŞ Tasavvuf anlayışı ve yaşantısı köken olarak çok eski tarihlere dayanmaktadır. Bu tarihlerden günümüze kadar geçirdiği değişim ve dönüşümde de çeşitli faktörlerin içerisine katılması ile farklı anlamlar kazanmıştır. Bu farklılıklarla birlikte temel öz niteliklerini de korumuşlardır. Fakat gerek beşeri gerekse iktisadi gereklilikler nedeniyle tasavvuf anlayışını yaşayanlara göre birtakım şekillenmeler geçirmiştir. Bu şekillenmeler olumlu olabileceği gibi olumsuz nitelikler de barındırmaktadır. Özellikle bu olumsuzlukların nefse daha kolay gelmesinden olsa gerek çeşitli sapmalarla bu tasavvufi anlayışın içerisine sindiğini belirtmek gerekir. Bu durumda tasavvuf anlayışını farklı ilerleten kolların farklı değerlendirmesine sebep olmuştur. Yani bu kollarda zamanla bu olumsuzluk ve sapmaların etkisinde kalarak ilerlemeye çalışmışlardır. Bu kolların özünü içine sindirebilen tasavvuf ehlide bu bozukluk ve sapmaları tespit ederek bunların önüne geçmeye çalışmışlardır. Bu tasavvuf ehlinden biri olan Gazali eserlerinde bu bozukluk ve sapmaları sırası ile belirtmiş ve özellikle Batıniliğin sebep olduğu yanlış tutumları sertçe eleştirmiştir. Gazali tasavvufun Melâmî şahsiyetlerindendir. Bundan dolayı özellikle kendi dönemindeki ve kendisinden sonraki dönemlerdeki Melâmîliğin bozuk yönlerini yaşanan sapkınlıkları eleştirmiştir. Ülgener de tasavvufi yaşam tarzının İslam anlayışının farklı yorumlanmasına sebep olduğunu tespit ederek, batının bu yönde yaptığı oryantalist açıklamalarının haksızlığını göstermek için yoğun bir çaba harcamıştır. Özellikle doğunun kapitalistleşememesini İslam’a bağlayan Weber gibi Batılı düşünürlerin yanıldıklarını göstermek için tasavvuf anlayışını ele almıştır. Böylece o yaşanan sorunun sebebinin İslam kaynaklı değil yozlaşan tasavvuf anlayışından ileri geldiğini vurgulamak istemiştir. Bunu yaparken tasavvuf anlayışını ilerleten farklı kolları incelemiştir. Bu kollardan biri olan Melâmîliğin üzerinde durarak tasavvuf anlayışında meydana gelen bozuklukları o dönemleri anlatan edebi ve tarihi metinlerden yola çıkarak eleştirmiştir. Bu çalışmada da öncelikle yukarıda bahsettiğimiz tasavvuf anlayışını ilerleten kollardan biri olan Melâmîliğe ve onun tarihsel süreçteki ilerleyişine yer verilecektir. Ardından Gazalinin ve Ülgener’inMelâmîliği ele alışlarına ve ona yönelttikleri eleştirilere yer verilecektir. Takibinde sonuç ve değerlendirme başlığı altında iki düşünürün görüşlerinden faydalanarak, Melâmîliğin değerlendirmesi yapılacak ve iki düşünürün ortak yönleri ile birbirlerinden ayrıldıkları yönler belirtilerek karşılaştırılacaktır. 2. MELÂMÎLİĞİNTARİHSEL GELİŞİMİ Melâmîliğin kökeni “Levm” sözünden gelmektedir. Levm sözcüğünün anlamı ise kınamak, sitem etmek, ayıplamaktır. Fakat buradaki ayıplama veya sitem bireyin dışındaki şeyleri değil kendisini ayıplayıp kendisine sitem etmesi anlamına gelmektedir. Olgunluğun ikinci evresi olan “Levvamelik” bunu şart koşmaktadır (URL 1; Altunkaya, 2016:145; Isfehânî,1430:588). Melâmîler yaptıklarını ölçüp ayıplamadıktan sonra ve kendileriyle bu yönde bir eleştiri davası içersine girmedikten sonra gerçek bir sûfî olmaları imkânsızdır (Yılmaz,1997:74). Melâmiliğin tasavvufi anlamda kullanılması ve bu alandaki bir terim olarak kullanılmaya başlanması ise; Hamdûn Kassâr (ö. 884)’ın vesilesi ile birtakım Kur’an ayetlerine bağlı olarak geliştirilen bir hareketin Nîşâbur’da yayılması ile gerçekleşmiştir (Kuşeyrî, 2009: 70). Melâmet akımına dair ilk bilgileri veren Nîşâburlu iki sûfîHargûşî (ö. 1015) ve Muhammed b. Hüseyin es-Sülemî’dir (ö. 1021). Hargûşî “Onlar müminlere karşı alçak gönüllü, inkârcılara karşı onurlu ve caydırıcıdırlar. Allah yolunda mücadele ederler, kınayanın kınamasından korkmazlar” (Mâide 54) ayetini esas edinmiştir. Sülemî ise (ö. 1021) melâmete dair herhangi bir bilgi vermemiştir (Azamat, 2009:24). İbnKayyim el-Cevziyye (ö. 1350) ise “Medâricu’s-Sâlikîn”adlı eserinde tasavvufun değindiği tüm alanlarla ilgili bilgi aktarmıştır. Bununla birlikte eserinde “lemem” kelimesini ayrıntılı olarak ele alıp kelimeyi hata, günah olarak tercüme etmiştir. Bu konuyu edindiği hadisi şeriflerle de temellendirmiştir (Cevziyye, 2003: 323). Melâmîliğin zaman içerisindeki dönemsel gelişimi ise üç farklı süreçte gerçekleşmiştir. Bunlardan birinci dönem Melâmîleri “Melâmetiler”, ikinci dönem Melâmîleri “Bayramiler” (Anadolu'da en yaygın olan koldur) ve üçüncü dönem Melâmîleri “Melâmîteyy-i Nuriyye” şeklinde geçekleşmiştir (TDV İslam Ansiklopedisi içerisinde Hakîkî Bey’in “İrşadname” adlı Journal of Social And Humanities Sciences Research (JSHSR) 2019 Vol:6 Issue:41 pp:2197-2205 Jshsr.com Journal of Social and Humanities Sciences Research (ISSN:2459-1149) editor.Jshsr@gmail.com 2199 eserinin ilk ve son sayfaları). İlk başlarda bir tür meşrep olarak doğmuş olan Melâmîlik ilerleyen süreçlerde çeşitli etkilerin tesirinde kalarak tarikat halini almıştır (Yılmaz, 2012: 112-113). Bu sınıflandırma çerçevesinde Melâmîliğin gelişimini ele almak gerekirse ilk olarak birinci dönem Melâmîleri olan Melâmetilerden başlamak gerekir. Sûfî ve tasavvuf kelimelerinin tam olarak yaygınlaşmadığı tasavvuf anlayışının yeni yeni filizlenme aşamasını oluşturan bu dönemde Bağdat merkezli Irak’ta, İran’ın Horasan bölgesinde ve bu bölgenin merkezi Nîşâbur’da gelişen iki zühd akımı mevcuttur. Bunlardan ilki X. yüzyılın ikinci yarısında Nîşâbur’da yaşayan Tehẕîbü’l-esrâr müellifi Hargûşî, Irak bölgesinde gelişen bu akıma Sûfiyye akımıdır. İkincisi Horasanlı zâhidlerin takip ettikleri akım olan Melâmetiyye (Melâmetîlik, Melâmîlik)’tir. İlk dönem Melamileri, Nişabu'run idare merkezi ve başkenti Horasan olan 820-870 Tâhirî Hanedanlığı döneminde etkinliklerini göstermişlerdir. Bu dönemde özellikle 9.yy’dan itibaren Nişabur’un sakinliği, mezhep çatışmaları (Hanefîlik ve Şâfiîlik) ve dini çatışmalar nedeniyle bozulmaya başlamıştır. Bağdat’ın Büveyhîlerin eline geçmesi ile 11.yy ortalarına doğru burası ehl-i sünnetin en önemli mekânı haline gelmiştir (el-Mukaddisî, 1906: 326). İlerleyen süreç içerisinde özellikle Hicri ikinci yüzyılda Horasan’ın sonrasında ise hicri üçüncü yüzyılda ise, Nişabur mektebinin melâmet ve fütüvvet anlayışında zirve yaptığı görülmektedir (Yılmaz, 2004: 70). Bu dönemin önemli zatları ve meşhurları BâyezidîBistâmî, EbûHafsHaddâd, Yahyâ b. MuâzRâzî ve Hamdûn el-Kassâr’dır. Hamdûn el-Kassâr (ö. 884) ile ortaya çıkan melâmet fikri farklı anlamlar ile amacının dışına çıkmış olan zühd ve tasavvuf anlayışına bir tepki olarak ileri sürülmüştür. Melâmiler, bu dönemde fazlaca abartılan dini toplantılar, abartılan dini uygulamalara bir tepki olmuşlardır (Yılmaz, 2004: 74, 110). Melâmîliğin meşrep olmaktan tarikatlaşma sürecine geçişi (Yılmaz, 2012: 112-113) ise ikinci dönem Melamileri ile başlamıştır. Melâmîlik’te ilk tarikatlaşma faaliyetinin başlaması ikinci dönem Melâmîleri olan Hacı Bayram Veli’nin (ö. 1429) kurduğu BayrâmîyeMelâmîliği'nde bulunan ve Hacı Bayram Veli’nin halefi olan Ömer Sikkînî ile olmuştur (Algar,1997:243-261). Bayrâmîye Melâmîliği, kendilerini Bayrâmîlik’ten başka bir ad ile tanımlamamışlardır. Bunların temel niteliklerini, Vahdeti vücut, kutup inancı ve hakikati Muhammediye oluşturmaktadır. Diğer tarikatlardan ayrılan yönlerini ise hırka, zikir, taç, virt, ayin, riyazet, halvet gibi uygulamaları gereksiz görmeleri, türbe yapmamaları, tekke kurmamaları, dünyaya sırt dönmeyi reddetmeleri ve vakıf gelirleri ile geçinmeleri gibi nitelikleri oluşturmaktadır. Şeyhlik, icazet vb. müesseselere yer vermemişlerdir. İlke olarak “Allah’tan başka her şeyi gönülden çıkarmayı” esas edinirler. Bunlarla birlikte kabul ettikleri vahdeti vücut, kutup inancı vb. zamanla çarpıttırılarak siyasi karaktere büründürülmüştür. Bu durumda Bayrâmîye Melâmîliği'nin siyasi iktidara karşı hareketlerin liderliğini yaptıkları gibi fikirlerin oluşmasına zemin hazırlamıştır (Ocak, 2000: 258-268). Üçüncü dönem Melâmîliği'ni oluşturan Melâmîyye-i Nuriyye ise Muhammed Nûrü’l-Arabî (ö. 1887) öncülüğünde oluşturulmuştur. Çeşitli sûfî üstatlarından ders almış olan ve hayatının büyük kısmını Anadolu ve Rumeli topr
Accelerating Research
Robert Robinson Avenue,
Oxford Science Park, Oxford
OX4 4GP, United Kingdom
Address
John Eccles HouseRobert Robinson Avenue,
Oxford Science Park, Oxford
OX4 4GP, United Kingdom